Ana Sayfa / Dini Bilgiler / Dinimizde Faizin Yeri Ve Yasaklanması

Dinimizde Faizin Yeri Ve Yasaklanması

Faiz, İslam’ın kesin surette yasaklamış olduğu haramlardan bir tanesidir. İslâm en ufak bir mağduriyet ve zarara neden olmayan insan ilişkilerine, aykırı olmayan bir çizgide devam eden ticarî ve hukukî yaşama herhangi bir kısıtlama getirmemiş, bununla birlikte yapılan yanlış ve haksız uygulamalar ile ilgili olarak insanlara uyarıda bulunarak birtakım kurallar ve sınırlamalar koyma yoluna gitmiştir. Faiz yasağı da tıpkı bu şekildedir. Peki tam anlamıyla dinimizde faizin yeri nedir?

Arapça’da “riba” olarak ifade edilen faizin sözlük anlamı ise; “herhangi bir şeydeki artışı ve fazlalığı” olarak belirtilmektedir. Riba’nın terim anlamını ifade edecek olursak; “Borç olarak verilmiş olan bir paranın belli bir müddet sonra yine belli bir artışla ya da herhangi bir borç ilişkisi ile doğan ve belirlenen süre içerisinde ödenmeyen bir alacak için ek vade tanınmak suretiyle belirlenen bu vade sonunda alacağı fazlalıkla almak suretiyle yine bu şekilde alınmış olan fazlalık” olarak açıklayabiliriz. İşte bu şekilde koşul ve uygulamaları içine alan işlemlere ise “faizli işlemler” adı verilmektedir. Her ne kadar Arapça karşılığı “ribâ” olsa da Türkçe’de, yine Arapça kökenine dayanan “faiz” adı ile yaygınlık kazanmış durumdadır.

Faiz yasağı ilk olarak İslâm dini ile birlikte başlamamış, oldukça uzun bir geçmişe dayanmaktadır. Bu yasak, Yahudilik ve Hıristiyanlık dinlerinde de söz konusu olup, Yahudiler, kutsal kitapları olan Tevrat’ı tahrif ederek faizi kendi aralarında yasak kabul etmiş, kendilerinden olmayanlarsa serbestlik vermişlerdir. Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de de Yahudilerin bu tutumu üzerinde durulmakta, yasaklandığı halde faiz alıp vermenin neden olan ya da olacak olan sonuçlardan bahsedilmiştir. Dinimizde faizin yeri nin ne şekilde olduğunu açıkladıktan sonra şimdi de tarih boyunca bilim adamlarının bu konu ile ilgili görüşlerine biraz değinelim.

Geçmişten bu yana gelip geçmiş olan pek çok düşünür, filozof ve devlet adamı da, doğurmuş olduğu haksızlıklardan dolayı, sermayeyi belli bir zümrenin eline verdiği, geniş bir halk topluluğunun sömürülmesine yol açtığından dolayı faizin karşısında durmuş, bu konuda mücadele vererek önlemek için çaba göstermişlerdir. Zira Eflâtun, faizi hiçbir şekilde desteklememekte, Aristo ise “paranın para doğurmayacağı”nı ifade ederek bu yöntemle elde edilmek istenen kazancı doğal olmayan bir kazanç yöntemi olarak açıklamıştır.

Yine Luka İncilinde’de faiz yasağı ile ilgili hükümler yer almakta olup, Hıristiyan dünyasında faiz, uzun bir zaman yasaklanmıştır. Tüm bunlarla birlikte Batı’nın zaman içerisinde iktisadi gelişimine bağlı olarak  ortaya çıkan ihtiyaçları karşılayacak yeni müesseseler oluşturulamadığı ve aynı zamanda kilisenin elinde de önemli bir sermaye biriktiğinden dolayı bu yasak zamanla esnetilmiştir. Fransız Ihtilali’nden sonra ise çok hızlı bir şekilde yaygınlaşıp Batı’da temel bir ekonomik prensip durumuna gelmiştir.

Tüm bunların yani sıra ellerinde sermaye bulunanların, herhangi bir çaba sarf etmeden ve risk almadan bu sermaye üzerinden kendilerine gelir sağlamak istemeleri, diğer bir taraftan ticaret erbabının ve çalışmakta olan yoksul halkın da bir sermaye gereksinimi içerisinde bulunmasından dolayı faiz her dönemde var olmuş, vermiş olduğu zararları da bilinmesine rağmen oldukça yaygın bir hale gelmiştir.

İslam’ın doğduğu VII. asırda, Arap dünyasında da faiz oldukça yaygın durumdaydı. O nedenle de sermaye belli bir kesimin elinde birikmiş olup, zaman geçtikçe katlanan faiz borcunu ödeme konusunda sıkıntı yaşayan kişiler ya da bu kişilerin çocukları, katlanan borçlarına karşılık köleleştirilmiştir. Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim, birçok insanın mağdur olmasına yol açan bu adeti aşamalı olarak, gereken tüm önlemleri de alıp söz konusu uygulamanın yerini alacak olan kurumları da oraya koyarak kesin surette yasaklamıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.